Temmuz  2009
Pz Pt Sa Ça Pe Cu Ct
      1 2 3 4
5 6 7 8 9 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29 30 31  
             
 


 

powered by E-Kolay
     
   
önceki |  4 Temmuz 2009 | sonraki yok

Ben

* Kanatlanan karınca, beni heyecanlandırır. * Nerede bir, atının kuyruğuna kına yakan, bir güzel köylü kadın var, işte bu dünya, o güzel kadının yüzü suyu hürmetine dönüpduruyorolo. * Dut ne enteresan bi meyve. Pazardan alsan olmuyo. Zaten pazarda da bulamıyosun. Manavda koca bir sene içinde ya bir kez görürsün ya iki kez. Onda da tam emin olamıyosun. Belki de görmüyosun. Bir göz yanılması. Manavdan da alsan olmuyo. Ağaçtan kopardığın, düşürdüğün gibi olmuyo. Olmuyo anam olmuyo. Tadı kaçmış, içi geçmiş oluyo. Dut, illa kendisi için zahmete girmemizi istiyo. Ağaca çıkmamızı istiyo. Koca koca adamları ağaca çıkarıyo. Emeksiz yemek yok öle diyo. Bilmiyorum, ben dut’tan biraz korkuyorum. Meyve misin, Allah mısın. Tövbe haşa. Eskiden iyiydi. Evlerimizin önünde dutluk olurdu. Çocukken. Koca bir yaz, ballı şekerli dutlar yerdik. Özellikle kara dut’un manyaaydım. O nasıl bir marazıl lezzettir öyle. Eveet, marazıl lezzet. Şimdi dut ağacı da kalmadı. Kalsa da tek tük. Dutluk olmayınca tek başına dut ağacının bir anlamı da yok. Albenisi olmuyo tek başına dut ağacının. İnsanın o dutu yiyesi gelmiyo. Dut ağacı dutluk’ta güzel. Ne biliyim, eski günler güzeldi. Büyüdük, dutluk’suz kaldık, metropol insanı gibi bi’şiy olduk diye, dut kurusuna mecbur bırakılmak,.. hüzün varsa işte buralarda var, başka yerde arama. * Ha sakallı bebek, ha sakallı Kuşum Aydın. İkisi aynıdır benim için.* Bence bir insanın, aylık en fazla zayıflama hakkı, 5 kilo ile sınırlıdır. Maksimum 5 kilo iyidir. Kabul edilebilir bir rakam 5. Aaa, iyi zayıflamışsın hacı. 5 kilo’da bu olur. Ama sen, hasta diilsen, hayvan gibi kendini kasıp, misal bir ayda 10 kilo zayıflarsan, seni gören ananın babanın yüreğine iner. Bunu mu istiyosun. Zayıflamanın bile insan gibi olanı olmalı. Karşındakini çok şaşırtmayacak kadar, azar azar, fark ettirmeden zayıflamakta her zaman için yarar vardır. İnsanlık budur. Benim ayda 5 kilo’dan fazla zayıflayan insanla işim olmaz. Böyle insanların içinde ben insan sevgisi olduğunu düşünmüyorum. Pis benciller. Allah inşallah belanızı verir. O kadar sinirlendim. Hayır kime neyi kanıtlamaya çalışıyosunuz. * Ulan arkadaş, dışarıdan, en çalışmıyormuş gibi gözüken, (-Aa, ben seni çalışmıyo zannediyodum, baba parası yiyo zannediyodum, sürekli bisikletle gezmeler, hayatın lezzetlerinden sürekli faydalanmalar, ben seni bir gün işe giderken görmedim.), ama en çok çalışan insan da benim ya, yani bana bu lafı diyen insan ömründe toplasan benim kadar çalışmamıştır, ne biliyim, ben biraz hüzünleniyorum. Bizim işte galiba bu böyle ama. Çok enteresan düz bir orantı var. Yani ne kadar çok çalışırsan o kadar çok sosyal hayatın oluyo. Büyülü iş işte gardaşım, akıl sır ermiyor. * Mayış sıkıntısı.* O diil de, diyelim, oldu ya kaza yaptım bisikletimi kullanırken, benim bisikletimi bırakıp, hastaneye gitmem gerekiyo, o anda kalabalık içinden de birini seçmem gerekiyo, bisikletimi ona bırakıcam. Seçenekler eleniyor eleniyor ve iki seçenek kalıyor. Biri, bu yaz sıcaanda uzun pantolon giyen adam, diğeri, kısa pantolon giyen adam. Bisikletimi kısa pantolon giyen adama emanet ederim. Neden diye sorma, ben de bilmiyorum. Nedenini gerçekten bilmiyorum ama, kısa pantolon giyen adam bana daha samimi, daha içten pazarlıksızmış gibi geliyor bana. Ben o adama güvenirim. Uzun pantolon giyen adam benim bisikletimi satar, çaldırdım diye de bana yalan atar. Çok fena. Bir de ben, Beylerbeyi’nde, sıklıkla, uzun düz renk pantolonunun üzerine, kısa kareli pantolon giyen bir adam görüyorum, ne düşünüceğimi hiç bilemiyorum. Aklım dimaam duruyor o adam karşısında. Ciddi anlamda korkuyorum ben o adamdan. * Az ünlü’yüm diye az bahşiş veriyorum ya, o kadar seviniyorum ki anlatamam. * Koşuyolu’nda, o uzun güzel parkın dibinde bir halı saha var. O halı sahanın mazisi de vardır yalnız bende. Lisanslı futbol oynadığım zamanlarda, takımcanak, idman da yapmışızdır o sahada. Maçlar da oynamışızdır. Şimdi ben her akşam, hüzünsel bir şekilde, o halı sahadaki maçları izlemeye gidiyorum. Zaman zaman Özlem’imle beraber gidiyoruz izlemeye. Biz halı saha maçlarını izlemeyi çok seviyoruz. Onun ayrı bir adrenalini var. Hayatında göremiyceğin kadar teknik futbolcularla hayatında göremiyceğin kadar kalas futbolcuları aynı maçta görebiliyorsun. Neyse, bir akşam, dedim her akşam kuru kuru izliyorum ben bu maçları, bu akşam da çekirdeğim kolamla gideyim. Gittim ki ne göreyim. Halı sahanın off günüymüş. Ayda bir oluyormuş. Oturdum banka, boş karanlık halı sahayı izleyerek, çekirdeğimi çitletip kolamı içtim. Hüzünlendim de duruldum. Ben o akşam yine maç izledim ki ama. Bundan 15 sene önce attığım golleri izledim. Her biri de birbirinden güzeldi. Ne zevkli bir maçtı. * Prekazi’nin Monaco’ya attığı o golü görmek için bile bu dünyaya gelinirdi. * Reklamlarda, halktan adam kisvesi altında çok az ünlü oyuncu oynatıyorlar ya, çok az ünlü ama, Allah düşmanımın başına vermesin, ben bunu fark edizlediğimde, ne biliyim, ben biraz hüzünleniyorum, biraz da kızıyorum. Bizi mi s.kiyonuz lan. Halktan adam lazımsa halktan adam oynatın. Deyuslar. Çok mu zor. * Sevgilerimle.

Alpay Erdem