Ağustos  2008
Pz Pt Sa Ça Pe Cu Ct
          1 2
3 4 5 6 7 8 9
10 11 12 13 14 15 16
17 18 19 20 21 22 23
24 25 26 27 28 29 30
31            
 


 
Penguen on Facebook


     
   
önceki |  27 Kasım 2014 | sonraki

EVDE YOKUM, DAĞLARDA DOLAŞIYORUM BU GECE

“İki kanat taktı bana Yılmaz Güney, biri Sürü, diğeri Umut” diyor Tuncel Kurtiz. Sen zaten kanatlanmıştın Tuncel ağbi, diyorum İda dağının eteklerinde, ikinci şarap şişesini açarken… Umut’un yasaklanmasının, yurtdışına kaçırılıp Cannes Film Festivali’ne katılışının, ödül alışının öyküsünü dinliyorum. Bahçesindeki ördekler, havuza sokup sokup çıkartıyor başını… Çiko havlıyor. Zincirini söküyoruz beraber… Fırlayıp gidiyor saniyede, kedilerin peşine..

Bir takım apoletli adamlar, yakalayıp yakmak için bütün güçlerini seferber ediyorlar; bir film makarasını… Makara yurtdışına kaçırılıyor, makara, hâlâ dünyanın en iyi yüz filmi arasında anılıyor, aşılamıyor. Apoletliler kaybediyor. Sanat kazanıyor. İnsanlık, daha çok kazanıyor. Bir rüzgârdır başlıyor İda dağından aşağı. Temmuz’un ortasında içini üşütüyor insanın.

İda deyip geçmemek gerek. Siyanürle altın, bilmemneyle bakır aramaları için dünyanın çokuluslu şirketlerine peşkeş çekilen bir dağ bu günümüzde. Başka hiçbir coğrafyada olmayan bir bitki örtüsüne sahip. İda dağının köknarı, dünyada tek. Hani Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u alırken Bizans surlarının üstüne saldığı gemiler var ya, hepsi o dağın çelik gibi güçlü ağaçlarından yapılmış. Fatih nereden bulmuş o ağaçları diyeceksiniz; Fatih, sular seller gibi Grekçe ve Latince biliyor… Fatih bir entelektüel şahıs, hani şimdiki taverna kültürünün küçümsediği insanlar var ya, onlardan… İlyada’yı okumuş, yutmuş sular seller gibi… Hektor’un yaptığı bütün numaraları biliyor ve gönderiyor ağaç erbabını İda’ya… Tamam, Hektor yenildi belki tarihte, Troya’nın kahpe atına kurban gitti ama, Montaigne denemelerinde sadece iki Türk’ten söz eder; Fatih Sultan Mehmet ve Atatürk… İkisi de Hektor’un intikamını aldı, der…

Tuncel Kurtiz, dünyanın altını üstüne getirmiş, sonra kendini bu yüce dağın eteklerine atmış, varsa yoksa Şeyh Bedrettin Destanı diyen, gecesini gündüzüne katıp Şeyh Bedrettin’in filmini çekmek için çalışan, deliler gibi çalışan yetmişlik bir adam. “Çok şükür, zengin olma tehlikesini atlattık” diyebilecek kadar yüce bir gönül.

Hiç kimse yok etrafta. Su yok. Ses yok. Rüzgar yok.

Ördekler susuyor aniden. Çiko, sesini saklıyor sanki. Havanın kurşun gibi ağır olduğunu hissediyorum. Tuncel ağbi Can Yücel’in sesiyle okumaya başlıyor “Öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri / çöpçülerin elleriyle okşardım seni…”

Sonra Özdemir Asaf, entelektüel kısmın onu hor görerek kendilerine paye biçmeye çalıştığı o dev şair, kendini yüceltmeyi dizeleriyle başaran Özdemir Asaf yeniden hayat buluyor Tuncel ağbinin sesinde. Ağustos böcekleri ötmeye başlıyor, dalların hışırtısı duyuluyor uzaktan… Dönüp dolaşıp Halikarnas Balıkçısı’na geliyor söz. La Fontaine ustasının ipliğini pazara çıkaran Halikarnas Balıkçısı’na… Karıncalar gece gündüz çalışırken Ağustos böceği şarkı söylermiş tembel tembel… La Fontaine sıçmış… Ağustos böceklerinin çıkardığı o ses, karnında taşıdığı yumurtalarını sıcak tutmak için ağaçlara sürtünmesinden kaynaklanıyor. Yumurtalar çatlayınca da ağustos böcekleri ölüyor, yanıp kavruluyor simsiyah La fontaine usta. Kimsenin şarkı söylediği yok bu yeryüzünde.

Ben o yüzden İda dağında hiç susmadan ses çıkaran ağustos böceklerini karıncalardan bile daha çok seviyorum. Halikarnas Balıkçısı’nı o yüzden La Fontaine’den, Neyzen Tevfik’i Bukowski’den, Yılmaz Güney’i Tarantino’dan daha çok seviyorum…. Ve Tuncel Kurtiz’i bir sanatçı, bir aktör, bir tiyatro oyuncusu olarak değil, hepsinden daha çok, bir insan olarak çok seviyorum…

Emekli bir peygamber gibi dolaşıyorum şimdi dağlarda… Silahını çatmış, su bulmaya gitmiş yorgun bir gerilla gibi, imge peşine düşmüş bir şair gibi, ağaç kabuklarından, incir yapraklarından, keçi tüylerinden medet umar gibi, filmlere, şiirlere, şarkılara, onların bize sunduğu hayatlara aç gibi…. deli gibi dolaşıp duruyorum dağlarda….

Bu yazıyı bin bir zorlukla yazıyorum.. Belki ulaşır, belki ulaşmaz size…

Ulaşmazsa, Altay Öktem yıllık depresyonunun bir bölümünü kullanmak üzere bu sayı yok aramızda yazsınlar.

Ben evde yokum. Dağlarda dolaşıyorum bu gece. Tuncel Kurtiz’le birlikte.

Altay Öktem